Menü Kapat

Anlamı
1) dağ, tepe [isim, sayma birimi]
2) maden, maden ocağı
3) yığın, küme
4) (vidada) yiv
5) doruk, zirve
6) tahmin, sanı, kestirim
7) kamu davası, ceza davası
8) dağa tırmanma, dağcılık
9) fastival arabası
10) duvar [Çin dominosu terimi]
11) tapınak, mabet, ibadethane [arkaik]
12) vahşi, yabani, yabanıl, yaban [isim (ön ek)]

Meaning
1) mountain, hill [noun, counter]
2) mine (e.g. coal mine)
3) heap, pile
4) crown (of a hat), thread (of a screw), tread (of a tire), protruding part of an object
5) climax, peak, critical point
6) guess, speculation
7) criminal case, crime (used by policemen, crime reporters, etc.)
8) mountain climbing, mountaineering
9) festival float (esp. one mounted with a decorative halberd)
10) wall, wall tile [mahjong term]
11) temple, temple grounds [archaism]
12) wild [noun (prefix)]

Anlamı
1) arka, geri, peş (‘no’ edatı alabilir) [isim]
2) sonra, daha sonra
3) ölümden sonra
4) kalıntı, artan, bakiye, geri kalan
5) neslinden olan, oğul, torun, vâris, mirasçı, kalıtçı, halef
6) daha çok, daha fazla [zarfsal isim]
7) bir de, ayrıca, üstelik, ek olarak, ilaveten
8) geçmiş, mazi, önceki, evvelki, eski, mukaddem, sabık (‘no’ edatı alabilir) [arkaik, isim]

Meaning
1) behind, rear (May take the particle ‘no’) [isim]
2) after, later
3) after one’s death
4) remainder, the rest
5) descendant, successor, heir
6) more (e.g. five more minutes), left [adverbial noun]
7) also, in addition
8) past, previous (May take the particle ‘no’) [arkaik, noun]

Anlamı
1) kapı (özellikle Japon tarzı) (Anlamı 戸 ile sınırlı) [isim]
2) panjur, kepenk, pencere kepengi
3) giriş, giriş yeri, giriş kapısı (eve) [arkaik]
4) dar boğaz, (denizde) boğaz, su yolu [arkaik]

Meaning
1) door (esp. Japanese-style) (Meaning restricted to 戸) [noun]
2) shutter, window shutter
3) entrance (to a home) [archaism]
4) narrows [archaism]

呼ぶ

Anlamı
1) çağırmak, seslenmek, ismini söylemek [godan fiili, geçişli fiil]
2) (doktor vs.) çağırmak, (birisinin) gelmesini sağlamak, celb etmek, davet etmek
3) (konuk olarak)davet etmek, çağırmak
4) adını/ismini söylemek/ilan etmek, isimlendirmek
5) toplamak, bir araya getirmek
6) evlenmek, hanım almak [arkaik]

Meaning
1) to call out (to), to call, to invoke [godan verb, transitive verb]
2) to summon (a doctor, etc.)
3) to invite
4) to designate, to name, to brand
5) to garner (support, etc.), to gather
6) to take as one’s wife [archaism]

結構

Anlamı
1) şahane, fevkalade, harika, mükemmel, hoş, güzel, cazip, iyi [na-sıfatı, zarfsal isim, isim]
2) yeterli, kâfi, hoş, iyi [na-sıfatı]
3) iyi, iyice, yeterince iyi, tahammül olunabilir
4) bayağı, pek, oldukça, makul bir şekilde, makulen [zarf]
5) yapım, inşa, inşaat [arkaik, isim]

Meaning
1) splendid, nice, wonderful, delicious, sweet [na-adjective, adverbial noun, noun]
2) sufficient, fine (in the sense of “I’m fine”), (by implication) no thank you [na-adjective]
3) well enough, OK, tolerable
4) quite, reasonably, fairly, tolerably [adverb]
5) construction, architecture [archaism, noun]

温い

Anlamı
1) ılık (Anlamı 温い , 微温い ile sınırlı. ぬくい , aslında Batı Japonya’da kullanılıyor. ) [i-sıfatı]
2) yumuşak davranan, müsamahakâr, hoşgörülü, merhametli (Anlamı ぬるい ile sınırlı)
3) geç anlayan, zor anlayan, aptal, kalın kafalı, ahmak, budala (Anlamı ぬくい ile sınırlı) [arkaik]

Meaning
1) lukewarm, tepid (Meaning restricted to 温い , 微温い 。ぬくい is primarily used in Western Japan) [i-adjective]
2) lenient (Meaning restricted to ぬるい)
3) slow, stupid (Meaning restricted to ぬくい) [archaism]

其れ

Anlamı
1) şu, o (dinleyene yakın nesne veya insanı göstermek, dinleyenin hareketi veya düşüncelerini göstermek için kullanmak için) [zamir]
2) şu/o zaman
3) şura, şurası (dinleyene yakın bir yeri göstermek için) [arkaik]
4) sen, siz [arkaik]

Meaning
1) that (indicating an item or person near the listener, the action of the listener, or something on their mind), it [pronoun]
2) that time, then
3) there (indicating a place near the listener) [archaism]
4) you [archaism]

其処

Anlamı
1) ora, orası (dinleyene yakın yer) [zamir]
2) ora, orası (adından biraz önce bahsedilmiş yer)
3) o zaman (‘dan bahseden olayları anlatırken)
4) sen (2. tekil şahıs) [arkaik]

Meaning
1) there (place relatively near listener) [pronoun]
2) there (place just mentioned), that place
3) then (of some incident just spoken of), that (of point just raised)
4) you [archaism]

Anlamı
1) o, şu (dinleyen ve konuşandan uzak (mesafe, zaman veya psikolojik) veya doğrudan ifade edilmeden anlaşılan bir şeyleri belirtmek için ) [isim]
2) o kişi (eşit seviye veya ast belirtilirken kullanılır.)
3) ta ötede, orada [arkaik]
4) aşağı bölge, özel bölge, genital bölge (Anlamı あれ ile sınırlı) [konuşma dili]
5) âdet, aybaşı (Anlamı あれ ile sınırlı) [konuşma dili]
6) A! , Ne? , Ha? , öyle mi? (sürpriz ifadesi) [ünlem]
7) o, şu (Daha önce bahsedilen psikolojik veya zamansal açıdan uzak şeyler için kullanılır.) [isim]

Meaning
1) that (indicating something distant from both speaker and listener (in space, time or psychologically), or something understood without naming it directly) [noun]
2) that person (used to refer to one’s equals or inferiors)
3) over there [archaism]
4) down there (i.e. one’s genitals) (Meaning restricted to あれ) [colloquialism]
5) period, menses [Meaning restricted to あれ] [colloquialism]
6) hey, huh?, eh? (expression of surprise, suspicion, etc.) [interjection]
7) that (something mentioned before which is distant psychologically or in terms of time) [noun]

出ず

Anlamı
1) çıkmak, ayrılmak [arkaik, nidan fiili (alt tabaka)(arkaik), geçişsiz fiil]
2) (yolculuğa) çıkmak, yola koyulmak, yola çıkmak [arkaik]
3) ilerlemek, yol almak [arkaik]
4) varmak, gelmek, ulaşmak [arkaik]
5) çıkmak, meydana çıkmak, ortaya çıkmak, görünmek, gözükmek [arkaik]
6) yayımlanmak [arkaik]
7) hazır bulunmak, katılmak, iştirak etmek [arkaik]
8) ifade edilmek, belirtilmek; anlatmak, beyan etmek [arkaik]
9) satmak; satılmak [arkaik]
10) geçmek, aşmak [arkaik]
11) dışarı uzatmak/uzanmak, çıkıntı yapmak, dışarı çıkmış/uzanmış olmak [arkaik]
12) patlak vermek, patlamak, kopmak, başlamak [arkaik]
13) üretilmek, üretilmiş olmak [arkaik]
14) (-den) gelmek, kaynaklanmak [arkaik]
15) verilmek, edinmek, temin edilmek, sunulmak [arkaik]
16) (telefona/kapıya) bakmak [arkaik]
17) üstlenmek (resmi bir görevi) [arkaik]
18) (tempoyu) hızlandırmak [arkaik]
19) (gözyaşı) akmak, dökülmek [arkaik]
20) mezun olmak, mezun etmek [arkaik]

Meaning
1) to leave, to exit, to go out, to come out, to get out [archaism, nidan verb (lower class)(archaic), intransitive verb]
2) to leave (on a journey), to depart, to start out, to set out [archaism]
3) to move forward [archaism]
4) to come to, to get to, to lead to, to reach [archaism]
5) to appear, to come out, to emerge, to surface, to come forth, to turn up, to be found, to be detected, to be discovered, to be exposed, to show, to be exhibited, to be on display [archaism]
6) to appear (in print), to be published, to be announced, to be issued, to be listed, to come out [archaism]
7) to attend, to participate, to take part, to enter (an event), to play in, to perform [archaism]
8) to be stated, to be expressed, to come up, to be brought up, to be raised
9) to sell [archaism]
10) to exceed, to go over [archaism]
11) to stick out, to protrude [archaism]
12) to break out, to occur, to start, to originate [archaism]
13) to be produced [archaism]
14) to come from, to be derived from [archaism]
15) to be given, to get, to receive, to be offered, to be provided, to be presented, to be submitted, to be handed in, to be turned in, to be paid [archaism]
16) to answer (phone, door, etc.), to get [archaism]
17) to assume (an attitude), to act, to behave [archaism]
18) to pick up (speed, etc.), to gain [archaism]
19) to flow (e.g. tears), to run, to bleed [archaism]
20) to graduate [archaism]