Menü Kapat

使う

Anlamı
1) kullanmak, yararlanmak (nesne, metot vs.) [godan fiili, geçişli fiil]
2) kullanmak (insan, hayvan, kukla vs.), hareket ettirmek, çalıştırmak, işletmek, çekip çevirmek
3) tüketmek, kullanmak (zaman, para vs.), harcamak, sarfetmek, (vakit) geçirmek
4) konuşmak, kullanmak (lisan)

Meaning
1) to use (a thing, method, etc.), to make use of, to put to use [godan verb, transitive verb]
2) to use (a person, animal, puppet, etc.), to employ, to handle, to manage, to manipulate
3) to use (time, money, etc.), to spend, to consume
4) to use (language), to speak

撮る

Anlamı
1) fotoğraf çekmek (özellikle 撮る) [godan fiili, geçişli fiil]
2) kaydetmek, banda almak, kaydını yapmak, video çekmek (özellikle 録る)

Meaning
1) to take (a photo) (esp. 撮る) [godan verb, transitive verb]
2) to record (video, audio, etc.), to make (a film) (esp. 録る)

差す

Anlamı
1) parlamak, ışık saçmak [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) görünür olmak, görünmek
3) hafifçe havaya yayılmak
4) yukarı çıkmak, yükselmek (su seviyesi)
5) hissetmek, başına gelmek
6) kaldırmak (yukarı/şemsiye) [godan fiili, geçişli fiil]
7) (dansta) elini uzatmak, (dansa) kaldırmak
8) koymak, yerleştirmek
9) kuşakla bağlamak, kuşağına bağlamak, kemerle bağlamak
10) rakibin koltuk altına el sokmak [sumo terimi]
11) direk/sırık dikmek, sırıkla desteklemek
12) dökmek, akıtmak, eklemek (sıvı)
13) (merhem, ruj vs.) sürmek, (boya) vurmak, boyamak
14) yakmak, tutuşturmak (ateş)
15) kapamak, kapalı tutmak, kilitlemek, bağlamak
16) (bir şeyi yapmaktan) vazgeçmek, -i bırakmak, ortasında ayrılmak

Meaning
1) to shine [godan verb, intransitive verb]
2) to be visible
3) to be tinged with
4) to rise (of water levels), to flow in
5) to be felt (i.e. as an emotion), to come over one
6) to hold up (an umbrella, etc.), to put up, to raise [godan verb, transitive verb]
7) to extend one’s arm straight ahead (in dance)
8) to insert, to put in
9) to wear (a sword) in one’s belt, to wear at one’s side, to carry under one’s arm
10) to insert one’s arm under an opponent’s arm [sumo term]
11) to pole (a boat)
12) to pour, to add (liquid), to serve (drinks)
13) to put on (lipstick, etc.), to apply, to colour, to dye
14) to light (a fire), to burn
15) to shut, to close, to lock, to fasten
16) to stop in the midst of, to leave undone (after the -masu stem of a verb)

呼ぶ

Anlamı
1) çağırmak, seslenmek, ismini söylemek [godan fiili, geçişli fiil]
2) (doktor vs.) çağırmak, (birisinin) gelmesini sağlamak, celb etmek, davet etmek
3) (konuk olarak)davet etmek, çağırmak
4) adını/ismini söylemek/ilan etmek, isimlendirmek
5) toplamak, bir araya getirmek
6) evlenmek, hanım almak [arkaik]

Meaning
1) to call out (to), to call, to invoke [godan verb, transitive verb]
2) to summon (a doctor, etc.)
3) to invite
4) to designate, to name, to brand
5) to garner (support, etc.), to gather
6) to take as one’s wife [archaism]

見る

Anlamı
1) görmek, bakmak, izlemek, seyretmek [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) gözden geçirmek, yoklamak, incelemek
3) ilgilenmek, göz kulak olmak, bakımını üstlenmek, gözetmek, kollamak
4) izlemek, bakmak (çiçek, film vs.) (genellikle 観る)
5) çalışmak, uğraşmak, denemek (genellikle fiilin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, ichidan fiili]
6) (onu) görmek/bulmak (genelde fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to see, to look, to watch, to view, to observe [ichidan verb, transitive verb]
2) to look over, to look on, to assess, to examine, to judge
3) to look after, to keep an eye on, to take care of
4) to view (e.g. flowers, movie) (usu. 観る)
5) to try, to try out, to test (usu. after the -te form of a verb) [auxiliary verb, ichidan verb]
6) to see that…, to find that… (usu. after the -te form of a verb)

勤める

Anlamı
1) (birini) çalıştırmak, istihdam etmek (genellikle 勤める) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) (başkasının) vazifesini görmek/yapmak (genellikle 務める)
3) dini hizmeti yürütmek

Meaning
1) to work (for), to be employed (at), to serve (in) (usu. 勤める) [ichidan verb, transitive verb]
2) to serve (as), to act (as), to fill (the position of), to play the role (of) (usu. 務める)
3) to conduct a religious service (usu. 勤める)

教える

Anlamı
1) öğretmek [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) söylemek, anlatmak, haberdar etmek
3) vaaz etmek, telkin etmek, öğüt vermek

Meaning
1) to teach, to instruct [ichidan verb, transitive verb]
2) to tell, to inform
3) to preach

吸う

Anlamı
1) (sigara, pipo, puro, afyon vb.) içmek [godan fiili, geçişli fiil]
2) emmek, yudumlamak, höpürdetmek, höpür höpür içmek
3) soğurmak, içine çekmek, emmek, absorbe etmek
4) öpmek, öpüşmek

Meaning
1) to smoke, to breathe in, to inhale [godan verb, transitive verb]
2) to suck, to sip, to slurp
3) to absorb, to soak up
4) to kiss

掛ける

Anlamı
1) asmak, sarkıtmak (palto, ceket, duvara resim) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) örtmek (battaniye), üzerine almak
3) giymek, takmak
4) yapmak, etmek (telefon)
5) harcamak, sarfetmek (para, zaman), kullanmak
6) serpmek, dökmek (sıvı)
7) açmak (ışığı/radyoyu vb’ni), ayarmak, kurmak, çalıştırmak
8) rahatsız etmek, sıkıntı vermek, sebebiyet vermek
9) çarpmak (aritmetik işlem)
10) emniyete almak, güven(ce) altına almak
11) oturmak
12) bağlamak
13) bahse girmek, bahis tutuşmak
14) (heceleme, anestezi vs. )uygulamak, uygulamaya koymak, yürürlüğe koymak
15) (oyun, festival vs.) düzenlemek, tertiplemek, yönetmek, toplamak
16) duygularını göstermek, duygularını ifade etmek
17) tartışmak, münakaşa etmek, görüşmek, müzakere etmek
18) daha da artırmak
19) yakalamak, avlamak (tuzak)
20) üzerine koymak, üzerine asmak
21) inşa/bina etmek, yapmak, yülseltmek
22) uygulamak, tatbik etmek (sigorta)
23) sözcük oyunu yapmak
24) kısmen yapmak, başlamak ama bitirmemek, üzere olmak (fiilin masu kökünden sonra) [son ek, ichidan fiili]
25) adres yazmak, tarif etmek (fiilin masu kökünden sonra. Birine adres tarif ederken kullanılır.)

Meaning
1) to hang up (e.g. a coat, a picture on the wall), to let hang, to suspend (from), to hoist (e.g. sail), to raise (e.g. flag) [ichidan verb, transitive verb]
2) to put on (e.g. a blanket), to put on top of, to cover, to lay, to spread
3) to put on (glasses, etc.), to wear (a necklace, etc.)
4) to make (a call)
5) to spend (time, money), to expend, to use
6) to pour (liquid) onto, to sprinkle (powder or spices) onto, to splash, to throw (e.g. water) onto
7) to turn on (an engine, radio, etc.), to set (a dial, an alarm clock, etc.), to put on (a DVD, a song, etc.)
8) to cause (somebody inconvenience, trouble, etc.), to burden (someone), to impose
9) to multiply (arithmetic operation)
10) to secure (e.g. lock)
11) to take a seat, to sit, to rest (something on something else), to support (something on something else)
12) to bind
13) to wager, to bet, to risk, to stake, to gamble
14) to put an effect (spell, anaesthetic, etc.) on
15) to hold (a play, festival, etc.)
16) to hold an emotion for (pity, hope, etc.)
17) to argue (in court), to deliberate (in a meeting), to present (e.g. idea to a conference, etc.)
18) to increase further
19) to catch (in a trap, etc.)
20) to set atop
21) to erect (a makeshift building)
22) to apply (insurance)
23) to pun (on a word), to use (a word) as a pivot word, to play on words
24) to be partway doing …, to begin (but not complete) …, to be about to …  (after -masu stem of verb) [suffix, ichidan verb]
25) to address (someone), to direct (something, to someone), to do (something, to someone) (after -masu stem of verb; indicates (verb) is being directed to someone)