Menü Kapat

艶めく

Anlamı
1) (kadın) cazibeli olmak, (kadın) büyüleyici bakmak, (kadın) seksi olmak [godan fiili, yodan fiili (arkaik)]
2) körpe bakış atmak, terütaze bakmak
3) zarif/kibar/ince olmak
4) kendi halinde ve sakin olmak

Meaning
1) to brim over with feminine charm, to look captivating (of a woman), to be sexy, to be seductive, to be enticing [godan verb, yodan verb (archaic)]
2) to look young and fresh
3) to be elegant, to look refined
4) to have a calm and composed appearance

過ごす

Anlamı
1) (vakit) geçirmek [godan fiili, geçişli fiil]
2) fazla kaçırmak, aşırıya kaçmak, fazla içmek
3) ilgilenmek, gözetmek, dikkat etmek [arkaik]
4) fazla yapmak, aşırıya kaçmak, fazla kaçırmak [yardımcı fiil, godan fiili]
5) (bir şeye) uygun hareket etmemek, onu etkilememek

Meaning
1) to pass (time), to spend [godan verb, transitive verb]
2) to overdo (esp. of one’s alcohol consumption), to drink (alcohol)
3) to take care of, to support [archaism]
4) to overdo, to do too much [auxiliary verb, godan verb]
5) to … without acting on it

果たす

Anlamı
1) başarmak, becermek [godan fiili, geçişli fiil]
2) tamamen yapmak, tamamlamak, bütünüyle yapmak (fiilin masu kökünden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]

Meaning
1) to accomplish, to achieve, to carry out, to fulfill, to fulfil, to realize, to execute, to perform, to do [godan verb, transitive verb]
2) to do … completely, to do … entirely (after the -masu stem of a verb)[auxiliary verb, godan verb]

下す

Anlamı
1) karar vermek, sonuç çıkarmak [godan fiili, geçişli fiil]
2) hükme bağlamak, hüküm vermek, hüküm giydirmek
3) indirmek
4) kendi kendine yapmak, kendi kendine kullanmak
5) dövmek vurmak, yenmek, zafer kazanmak
6) ishal olmak
7) dışkı yapmak, büyük abdestini yapmak, sıçmak
8) tek seferde yapmak, sonuna kadar yapmak (fiilin masu kökünden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]

Meaning
1) to make a decision, to draw a conclusion [godan verb, transitive verb]
2) to give a judgement, to hand down a verdict, to pass a sentence, to give an order
3) to let go down, to lower
4) to do oneself, to do by oneself
5) to beat, to defeat
6) to have loose bowels, to have diarrhea
7) to pass (in stool), to discharge from the body
8) to do in one go, to do to the end without stopping (after -masu stem of verb) [auxiliary verb, godan verb]

為す

Anlamı
1) kurmak, tesis etmek [godan fiili, geçişli fiil]
2) şekil vermek, biçim vermek, biçimlendirmek
3) başarmak, becermek, yapmak
4) değiştirmek
5) yapmak, icra etmek, görevlendirmek, atamak
6) -meyi denemek, -me niyetinde olmak, -meyi kastetmek [arkaik, yardımcı fiil]
7) çocuğu olmak, çocuk sahibi olmak [arkaik]

Meaning
1) to build up, to establish [godan verb, transitive verb]
2) to form, to become (a state)
3) to accomplish, to achieve, to succeed in
4) to change into
5) to do, to perform
6) to intend to, to attempt, to try [archaism, auxiliary verb]
7) to have a child [archaism]

遣る

Anlamı
1) yapmak, etmek [konuşma dili, godan fiili, geçişli fiil]
2) göndermek, yollamak
3) koymak, yerleştirmek
4) (bir şey) vermek (eşit veya alt statüdeki birine)
5) süratlenmek, hızlanmak
6) işletmek (dükkan)
7) yemek, içmek
8) düzenlemek, gösteri yapmak, (oyunu) sergilemek
9) içini rahatlatmak
10) incitmek, zarar vermek, kötülük etmek [konuşma dili]
11) cinsel ilişkiye girmek, uçkur çözmek [argo]
12) yaşamak, ömür sürmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
13) tamamen yapmak, tamamlamak (fiilin masu kökünden sonra sık sık olumsuz çekimde kullanılır.) [son ek, godan fiili]
14) enine boyuna … yapmak (fiilin masu kökünden sonra)
15) (biri) için yapmak (eşit veya aşağı statüdeki biri için) (fiiin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]
16) etkin bir şekilde çabalamak (fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to do, to undertake, to perform, to play (a game), to study [colloquialism, godan verb, transitive verb]
2) to send, to dispatch, to despatch
3) to put, to move, to turn (one’s head, glance, etc.)
4) to give (esp. to someone of equal or lower status), to let have, to present, to bestow, to confer
5) to make go faster
6) to run (a business), to keep, to be engaged in, to practice (law, medicine, etc.), to practise
7) to have (food, drink, etc.), to eat, to drink, to smoke
8) to hold (a performance), to perform, to show
9) to ease (one’s mind)
10) to harm, to injure, to kill [colloquialism]
11) to have sex with [slang]
12) to live, to get by, to get along [godan verb, intransitive verb]
13) to do … completely (after the -masu stem of a verb, often in the negative) [suffix, godan verb]
14) to do … broadly, to do … to a great distance (after -masu stem of verb)
15) to do … for (someone of equal or lower status), to do … to (sometimes with negative nuance) (after the -te form of a verb) [auxiliary verb, godan verb]
16) to make active efforts to … (after the -te form of a verb)

やがる

Anlamı
1) cüret etmek (Fiilin masu kökünden sonra başkasının hareketini küçük görme, tepeden bakma veya nefretini ifade etmek için kullanılır. ) [kaba, yardımcı fiil, godan fiili]

Meaning
1) to have the nerve to (after the -te form or -masu stem of a verb; indicates hatred, contempt, or disdain for another’s action) [derogatory, auxiliary verb, godan verb]