Menü Kapat

止まる

Anlamı
1) durmak, duraksamak [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) (bir şeyi yapmaktan) vazgeçmek, -i bırakmak, -i kesmek
3) konmak, inmek, tünemek, oturmak

Meaning
1) to stop (moving), to come to a stop [godan verb, intransitive verb]
2) to stop (doing, working, being supplied), to come to a halt, to cease, to be stopped, to be suspended
3) to alight, to perch on

始まる

Anlamı
1) başlamak [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) olmak, meydana gelmek (tekrar, yeniden)
3) tarihli olmak, tarihini taşımak

Meaning
1) to begin, to start, to commence [godan verb, intransitive verb]
2) to happen (again), to begin (anew)
3) to date (from), to originate (in)

撮る

Anlamı
1) fotoğraf çekmek (özellikle 撮る) [godan fiili, geçişli fiil]
2) kaydetmek, banda almak, kaydını yapmak, video çekmek (özellikle 録る)

Meaning
1) to take (a photo) (esp. 撮る) [godan verb, transitive verb]
2) to record (video, audio, etc.), to make (a film) (esp. 録る)

座る

Anlamı
1) oturmak, çömelmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) (resmi bir görevi) üstlenmek
3) sabit durmak, kıpırdamamak (özellikle 据わる, 据る)

Meaning
1) to sit, to squat [godan verb, intransitive verb]
2) to assume (a position)
3) to hold steady, to hold still (esp. 据わる, 据る)

困る

Anlamı
1) dertlenmek, üzülmek, endişelenmek, rahatsız edilmek [godan fiili, geçişsiz fiil]

Meaning
1) to be troubled, to be worried, to be bothered, to be embarrassed, to be stumped [godan verb, intransitive verb]

降る

Anlamı
1) yağmak (yağmur, kar, vs.) [godan fiili, geçişli fiil]
2) don düşmek, kırağı oluşmak (soğuk hava)
3) yaymak, saçmak (ışık)
4) ziyaret etmek, gelmek, varmak

Meaning
1) to fall (of rain, snow, ash, etc.), to come down [godan verb, intransitive verb]
2) to form (of frost)
3) to beam down (of sunlight or moonlight), to pour in
4) to visit (of luck, misfortune, etc.), to come, to arrive

曲がる

Anlamı
1) eğilmek, bükülmek, kıvrılmak [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) döndürmek, çevirmek
3) eğri olmak, eğri durmak

Meaning
1) to bend, to curve, to warp, to wind, to twist [godan verb, intransitive verb]
2) to turn
3) to be awry, to be askew, to be crooked

帰る

Anlamı
1) geri dönmek, eve dönmek, geri gelmek, geri gitmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) (bir yerden/kimseden) ayrılmak, çıkmak, çıkıp gitmek
3) beyzbolda koşucunun ana kaleye ayak basıp sayı yapması [beysbol terimi]

Meaning
1) to return, to come home, to go home, to go back [godan verb, intransitive verb]
2) to leave (of a guest, customer, etc.)
3) to get home, to get to home plate [baseball term]

掛かる

Anlamı
1) (iş/yolculuk) (belirli bir zaman) sürmek, (zaman) almak, (para) tutmak [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) asmak [godan fiili]
3) görünmek, ortaya çıkmak
4) yetki alanına girmek, birinden sorulmak
5) çalışmak (motor)
6) bakmak, ilgilenmek, idare etmek
7) -meye başlamak, üzere olmak [godan fiili, yardımcı fiil]
8) örtüşmek, üst üste binmek [godan fiili]
9) erişmek, ulaşmak, varmak [godan fiili, yardımcı fiil]
10) takılmak
11) örtülmek, kapanmak, kaplanmak (toz, toprak, masa örtüsü vs.)
12) yakalanmış olmak, yakalanmak
13) çağrı almak, (telefon) aranmak
14) güvenmek, inanmak

Meaning
1) to take (a resource, e.g. time or money) [godan verb, intransitive verb]
2) to hang [godan verb]
3) to come into view, to arrive
4) to come under (a contract, a tax)
5) to start (engines, motors)
6) to attend, to deal with, to handle
7) to have started to, to be on the verge of [godan verb, auxiliary verb]
8) to overlap (e.g. information in a manual), to cover [godan verb]
9) to (come) at  [godan verb, auxiliary verb]
10) to be fastened [godan verb]
11) to be covered (e.g. with dust, a table-cloth, etc.)
12) to be caught in
13) to get a call
14) to depend on

遣る

Anlamı
1) yapmak, etmek [konuşma dili, godan fiili, geçişli fiil]
2) göndermek, yollamak
3) koymak, yerleştirmek
4) (bir şey) vermek (eşit veya alt statüdeki birine)
5) süratlenmek, hızlanmak
6) işletmek (dükkan)
7) yemek, içmek
8) düzenlemek, gösteri yapmak, (oyunu) sergilemek
9) içini rahatlatmak
10) incitmek, zarar vermek, kötülük etmek [konuşma dili]
11) cinsel ilişkiye girmek, uçkur çözmek [argo]
12) yaşamak, ömür sürmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
13) tamamen yapmak, tamamlamak (fiilin masu kökünden sonra sık sık olumsuz çekimde kullanılır.) [son ek, godan fiili]
14) enine boyuna … yapmak (fiilin masu kökünden sonra)
15) (biri) için yapmak (eşit veya aşağı statüdeki biri için) (fiiin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]
16) etkin bir şekilde çabalamak (fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to do, to undertake, to perform, to play (a game), to study [colloquialism, godan verb, transitive verb]
2) to send, to dispatch, to despatch
3) to put, to move, to turn (one’s head, glance, etc.)
4) to give (esp. to someone of equal or lower status), to let have, to present, to bestow, to confer
5) to make go faster
6) to run (a business), to keep, to be engaged in, to practice (law, medicine, etc.), to practise
7) to have (food, drink, etc.), to eat, to drink, to smoke
8) to hold (a performance), to perform, to show
9) to ease (one’s mind)
10) to harm, to injure, to kill [colloquialism]
11) to have sex with [slang]
12) to live, to get by, to get along [godan verb, intransitive verb]
13) to do … completely (after the -masu stem of a verb, often in the negative) [suffix, godan verb]
14) to do … broadly, to do … to a great distance (after -masu stem of verb)
15) to do … for (someone of equal or lower status), to do … to (sometimes with negative nuance) (after the -te form of a verb) [auxiliary verb, godan verb]
16) to make active efforts to … (after the -te form of a verb)