Menü Kapat

遣る

Anlamı
1) yapmak, etmek [konuşma dili, godan fiili, geçişli fiil]
2) göndermek, yollamak
3) koymak, yerleştirmek
4) (bir şey) vermek (eşit veya alt statüdeki birine)
5) süratlenmek, hızlanmak
6) işletmek (dükkan)
7) yemek, içmek
8) düzenlemek, gösteri yapmak, (oyunu) sergilemek
9) içini rahatlatmak
10) incitmek, zarar vermek, kötülük etmek [konuşma dili]
11) cinsel ilişkiye girmek, uçkur çözmek [argo]
12) yaşamak, ömür sürmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
13) tamamen yapmak, tamamlamak (fiilin masu kökünden sonra sık sık olumsuz çekimde kullanılır.) [son ek, godan fiili]
14) enine boyuna … yapmak (fiilin masu kökünden sonra)
15) (biri) için yapmak (eşit veya aşağı statüdeki biri için) (fiiin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]
16) etkin bir şekilde çabalamak (fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to do, to undertake, to perform, to play (a game), to study [colloquialism, godan verb, transitive verb]
2) to send, to dispatch, to despatch
3) to put, to move, to turn (one’s head, glance, etc.)
4) to give (esp. to someone of equal or lower status), to let have, to present, to bestow, to confer
5) to make go faster
6) to run (a business), to keep, to be engaged in, to practice (law, medicine, etc.), to practise
7) to have (food, drink, etc.), to eat, to drink, to smoke
8) to hold (a performance), to perform, to show
9) to ease (one’s mind)
10) to harm, to injure, to kill [colloquialism]
11) to have sex with [slang]
12) to live, to get by, to get along [godan verb, intransitive verb]
13) to do … completely (after the -masu stem of a verb, often in the negative) [suffix, godan verb]
14) to do … broadly, to do … to a great distance (after -masu stem of verb)
15) to do … for (someone of equal or lower status), to do … to (sometimes with negative nuance) (after the -te form of a verb) [auxiliary verb, godan verb]
16) to make active efforts to … (after the -te form of a verb)

やがる

Anlamı
1) cüret etmek (Fiilin masu kökünden sonra başkasının hareketini küçük görme, tepeden bakma veya nefretini ifade etmek için kullanılır. ) [kaba, yardımcı fiil, godan fiili]

Meaning
1) to have the nerve to (after the -te form or -masu stem of a verb; indicates hatred, contempt, or disdain for another’s action) [derogatory, auxiliary verb, godan verb]

あやす

Anlamı
1) sakinleştirmek, yatıştırmak, sallamak, kucağa alıp okşamak, kucaklamak [godan fiili, geçişli fiil]

Meaning
1) to cuddle, to comfort, to rock, to soothe, to dandle, to humor, to humour, to lull [godan verb, transitive verb]

くたばる

Anlamı
1) eşek cennetini boylamak, kalıbı dinlendirmek, nalları dikmek, ölmek [kaba, godan fiili, geçişsiz fiil]
2) hali olmamak, takati kalmamak, turşusu çıkmak, yorgunluktan ölmek

Meaning
1) to kick the bucket, to drop dead, to die, to croak [derogatory, godan verb, intransitive verb]
2) to be pooped, to be exhausted, to be knackered

擽る

Anlamı
1) gıdıklamak [godan fiili, geçişli fiil]
2) merak uyandırmak, çekici gelmek
3) güldürmek, eğlendirmek

Meaning
1) to tickle [godan verb, transitive verb]
2) to tickle (one’s curiosity, vanity, etc.), to arouse, to appeal to, to flatter
3) to make laugh, to amuse, to entertain

お世話になる

Anlamı
1) teşekkür etmek, iyiliğiniz için teşekkür etmek, minnettar kalmak, minnettar olmak [kibar dil, ifade, godan fiili]

Meaning
1) to be much obliged (to someone), to receive favor (favour), to be indebted, to be grateful [polite language, expression, godan verb]