Menü Kapat

見る

Anlamı
1) görmek, bakmak, izlemek, seyretmek [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) gözden geçirmek, yoklamak, incelemek
3) ilgilenmek, göz kulak olmak, bakımını üstlenmek, gözetmek, kollamak
4) izlemek, bakmak (çiçek, film vs.) (genellikle 観る)
5) çalışmak, uğraşmak, denemek (genellikle fiilin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, ichidan fiili]
6) (onu) görmek/bulmak (genelde fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to see, to look, to watch, to view, to observe [ichidan verb, transitive verb]
2) to look over, to look on, to assess, to examine, to judge
3) to look after, to keep an eye on, to take care of
4) to view (e.g. flowers, movie) (usu. 観る)
5) to try, to try out, to test (usu. after the -te form of a verb) [auxiliary verb, ichidan verb]
6) to see that…, to find that… (usu. after the -te form of a verb)

勤める

Anlamı
1) (birini) çalıştırmak, istihdam etmek (genellikle 勤める) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) (başkasının) vazifesini görmek/yapmak (genellikle 務める)
3) dini hizmeti yürütmek

Meaning
1) to work (for), to be employed (at), to serve (in) (usu. 勤める) [ichidan verb, transitive verb]
2) to serve (as), to act (as), to fill (the position of), to play the role (of) (usu. 務める)
3) to conduct a religious service (usu. 勤める)

教える

Anlamı
1) öğretmek [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) söylemek, anlatmak, haberdar etmek
3) vaaz etmek, telkin etmek, öğüt vermek

Meaning
1) to teach, to instruct [ichidan verb, transitive verb]
2) to tell, to inform
3) to preach

起きる

Anlamı
1) kalkmak, yataktan kalkmak [ichidan fiili, geçişsiz fiil]
2) uyanmak, uykudan kalkmak
3) olmak, meydana gelmek, vuku bulmak (genelde olumsuz olaylarda)

Meaning
1) to get up, to rise, to blaze up (fire) [ichidan verb, intransitive verb]
2) to wake up, to be awake, to stay awake
3) to occur (usu. of unfavourable incidents), to happen, to take place

掛ける

Anlamı
1) asmak, sarkıtmak (palto, ceket, duvara resim) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) örtmek (battaniye), üzerine almak
3) giymek, takmak
4) yapmak, etmek (telefon)
5) harcamak, sarfetmek (para, zaman), kullanmak
6) serpmek, dökmek (sıvı)
7) açmak (ışığı/radyoyu vb’ni), ayarmak, kurmak, çalıştırmak
8) rahatsız etmek, sıkıntı vermek, sebebiyet vermek
9) çarpmak (aritmetik işlem)
10) emniyete almak, güven(ce) altına almak
11) oturmak
12) bağlamak
13) bahse girmek, bahis tutuşmak
14) (heceleme, anestezi vs. )uygulamak, uygulamaya koymak, yürürlüğe koymak
15) (oyun, festival vs.) düzenlemek, tertiplemek, yönetmek, toplamak
16) duygularını göstermek, duygularını ifade etmek
17) tartışmak, münakaşa etmek, görüşmek, müzakere etmek
18) daha da artırmak
19) yakalamak, avlamak (tuzak)
20) üzerine koymak, üzerine asmak
21) inşa/bina etmek, yapmak, yülseltmek
22) uygulamak, tatbik etmek (sigorta)
23) sözcük oyunu yapmak
24) kısmen yapmak, başlamak ama bitirmemek, üzere olmak (fiilin masu kökünden sonra) [son ek, ichidan fiili]
25) adres yazmak, tarif etmek (fiilin masu kökünden sonra. Birine adres tarif ederken kullanılır.)

Meaning
1) to hang up (e.g. a coat, a picture on the wall), to let hang, to suspend (from), to hoist (e.g. sail), to raise (e.g. flag) [ichidan verb, transitive verb]
2) to put on (e.g. a blanket), to put on top of, to cover, to lay, to spread
3) to put on (glasses, etc.), to wear (a necklace, etc.)
4) to make (a call)
5) to spend (time, money), to expend, to use
6) to pour (liquid) onto, to sprinkle (powder or spices) onto, to splash, to throw (e.g. water) onto
7) to turn on (an engine, radio, etc.), to set (a dial, an alarm clock, etc.), to put on (a DVD, a song, etc.)
8) to cause (somebody inconvenience, trouble, etc.), to burden (someone), to impose
9) to multiply (arithmetic operation)
10) to secure (e.g. lock)
11) to take a seat, to sit, to rest (something on something else), to support (something on something else)
12) to bind
13) to wager, to bet, to risk, to stake, to gamble
14) to put an effect (spell, anaesthetic, etc.) on
15) to hold (a play, festival, etc.)
16) to hold an emotion for (pity, hope, etc.)
17) to argue (in court), to deliberate (in a meeting), to present (e.g. idea to a conference, etc.)
18) to increase further
19) to catch (in a trap, etc.)
20) to set atop
21) to erect (a makeshift building)
22) to apply (insurance)
23) to pun (on a word), to use (a word) as a pivot word, to play on words
24) to be partway doing …, to begin (but not complete) …, to be about to …  (after -masu stem of verb) [suffix, ichidan verb]
25) to address (someone), to direct (something, to someone), to do (something, to someone) (after -masu stem of verb; indicates (verb) is being directed to someone)

覚える

Anlamı
1) ezberlemek [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) öğrenmek (Anlamı 覚える ile sınırlı)
3) dokunmak, ellemek, el sürmek (Anlamı 覚える ile sınırlı)
4) düşünmek (Anlamı 覚える ile sınırlı)

Meaning
1) to memorize, to memorise, to commit to memory, to learn by heart, to bear in mind, to remember [ichidan verb, transitive verb]
2) to learn, to pick up, to acquire (Meaning restricted to 覚える)
3) to feel [Meaning restricted to 覚える]
4) to think, to regard (Meaning restricted to 覚える)

開ける

Anlamı
1) açmak (kapı vs.) (Anlamı 開ける ile sınırlı.) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) (dükkân vb.) açmak (Anlamı 開ける ile sınırlı)
3) boşaltmak, dökmek, çıkarmak, kaldırmak (özellikle 空ける)
4) (evden) çıkmak, (başka yere) taşınmak (özellikle 空ける)
5) (evden) uzakta olmak, seyahatte olmak, uzaklaşmak
6) aydınlanmak, görünmeye başlamak (özellikle 明ける) [ichidan fiili, geçişsiz fiil]
7) bitmek, sona ermek (sezon, süre) (özellikle 明ける)
8) başlamak (yeni yıl gibi) (özellikle 明ける)
9) vakit ayırmak, zaman yaratmak (özellikle 明ける)
10) delik açmak, delik delmek

Meaning
1) to open (a door, etc.), to unwrap (e.g. parcel, package), to unlock (Meaning restricted to 開ける) [ichidan verb, transitive verb]
2) to open (for business, etc.) (Meaning restricted to 開ける)
3) to empty, to remove, to make space, to make room (esp. 空ける)
4) to move out, to clear out (esp. 空ける)
5) to be away from (e.g. one’s house), to leave (temporarily)
6) to dawn, to grow light (esp. 明ける) [ichidan verb, intransitive verb]
7) to end (of a period, season) (esp. 明ける)
8) to begin (of the New Year) (esp. 明ける)
9) to leave (one’s schedule) open, to make time (for) (esp. 明ける)
10) to make a hole), to open up (a hole)

剥れる

Anlamı
1) öfkelenmek, öfke dolu olmak alınmak, gücenmek [ichidan fiili, geçişsiz fiil]
2) soymak, çıkarmak, bıçakla sıyırmak, kabuğunu soymak

Meaning
1) to become angry or sullen, to take offense, to be miffed [ichidan verb, intransitive verb]
2) to come unstuck from, to peel off, to come off, to be taken off