Menü Kapat

はい

Anlamı
1) evet, olumlu cevap [kibar dil, ünlem]
2) anladım, anlıyorum, peki!/Tamam!/Olur!/Oldu!
3) burada! (yoklamada verilen karşılık olarak, okulda yoklama alınırken “burada” demek gibi)
4) efendim? ne dedin? anlamadım? buyur? ne dediğini anlamadım tekrar söyler misin? [konuşma dili]
5) işte, burada, işte bu, al bakayım, buyur al (Birinin dikkatini çekmek isterken veya birini bir şey teslim ederken kullanılır.)
6) deh! haydi! yallah!

Meaning
1) yes, that is correct [polite language, interjection]
2) understood, I see, OK, okay
3) present, here (as a response to a roll call)
4) pardon?, what’s that?, come again? (with rising intonation) [colloquialism]
5) now, here, here you go (used when calling for someone’s attention or when handing something to someone)
6) giddy-up, giddap

Anlamı
1) o, şu (dinleyen ve konuşandan uzak (mesafe, zaman veya psikolojik) veya doğrudan ifade edilmeden anlaşılan bir şeyleri belirtmek için ) [isim]
2) o kişi (eşit seviye veya ast belirtilirken kullanılır.)
3) ta ötede, orada [arkaik]
4) aşağı bölge, özel bölge, genital bölge (Anlamı あれ ile sınırlı) [konuşma dili]
5) âdet, aybaşı (Anlamı あれ ile sınırlı) [konuşma dili]
6) A! , Ne? , Ha? , öyle mi? (sürpriz ifadesi) [ünlem]
7) o, şu (Daha önce bahsedilen psikolojik veya zamansal açıdan uzak şeyler için kullanılır.) [isim]

Meaning
1) that (indicating something distant from both speaker and listener (in space, time or psychologically), or something understood without naming it directly) [noun]
2) that person (used to refer to one’s equals or inferiors)
3) over there [archaism]
4) down there (i.e. one’s genitals) (Meaning restricted to あれ) [colloquialism]
5) period, menses [Meaning restricted to あれ] [colloquialism]
6) hey, huh?, eh? (expression of surprise, suspicion, etc.) [interjection]
7) that (something mentioned before which is distant psychologically or in terms of time) [noun]

在り

Anlamı
1) mevcut, var olma, olma (şimdilik) (‘no’ edatı alabilir.) [isim]
2) Aferin!, Yaşa be!, Çok iyi!, Harika!, kabul edilir, makbul [konuşma dili, na-sıfatı, isim]
3) var olmak, mevcut olmak, olmak (cansız nesneler için) [düzensiz ru fiili, geçişsiz fiil]

Meaning
1) existing (at the present moment) (May take the particle ‘no’) [noun]
2) alright, acceptable, passable [colloquialism, na-adjective, noun]
3) to be (usu. of inanimate objects), to have [irregular ru verb, intransitive verb]

まじ

Anlamı
1) ciddi, ağırbaşlı [konuşma dili, kısaltma, na-sıfatı, isim]
2) -mamalı/-memeli, yapamamak, edememek (Anlamı まじ ile sınırlı) [yardımcı fiil]

Meaning
1) serious, not joking, straight [colloquialism, abbreviation, na-adjective, noun]
2) cannot, should not, will not, must not (Meaning restricted to まじ) [auxiliary verb]

遣る

Anlamı
1) yapmak, etmek [konuşma dili, godan fiili, geçişli fiil]
2) göndermek, yollamak
3) koymak, yerleştirmek
4) (bir şey) vermek (eşit veya alt statüdeki birine)
5) süratlenmek, hızlanmak
6) işletmek (dükkan)
7) yemek, içmek
8) düzenlemek, gösteri yapmak, (oyunu) sergilemek
9) içini rahatlatmak
10) incitmek, zarar vermek, kötülük etmek [konuşma dili]
11) cinsel ilişkiye girmek, uçkur çözmek [argo]
12) yaşamak, ömür sürmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
13) tamamen yapmak, tamamlamak (fiilin masu kökünden sonra sık sık olumsuz çekimde kullanılır.) [son ek, godan fiili]
14) enine boyuna … yapmak (fiilin masu kökünden sonra)
15) (biri) için yapmak (eşit veya aşağı statüdeki biri için) (fiiin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]
16) etkin bir şekilde çabalamak (fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to do, to undertake, to perform, to play (a game), to study [colloquialism, godan verb, transitive verb]
2) to send, to dispatch, to despatch
3) to put, to move, to turn (one’s head, glance, etc.)
4) to give (esp. to someone of equal or lower status), to let have, to present, to bestow, to confer
5) to make go faster
6) to run (a business), to keep, to be engaged in, to practice (law, medicine, etc.), to practise
7) to have (food, drink, etc.), to eat, to drink, to smoke
8) to hold (a performance), to perform, to show
9) to ease (one’s mind)
10) to harm, to injure, to kill [colloquialism]
11) to have sex with [slang]
12) to live, to get by, to get along [godan verb, intransitive verb]
13) to do … completely (after the -masu stem of a verb, often in the negative) [suffix, godan verb]
14) to do … broadly, to do … to a great distance (after -masu stem of verb)
15) to do … for (someone of equal or lower status), to do … to (sometimes with negative nuance) (after the -te form of a verb) [auxiliary verb, godan verb]
16) to make active efforts to … (after the -te form of a verb)

Anlamı
1) doğru mu?, sence de öyle değil mi? (Cümle sonunda vurguyu göstermek, anlaşma veya onay talebi vs. için kullanılır. ) [edat]
2) Hey!/Baksana!, Haydi! [ünlem]
3) değil mi?, yok mu? (fiil iptal/zıt son eki; yükselen tonlamayla davet veya soru anlamı verilir. ) [konuşma dili, yardımcı sıfat]

Meaning
1) right?, don’t you think (at sentence end; indicates emphasis, agreement, request for confirmation, etc.) [particle]
2) hey, come on, listen [interjection]
3) not (verb-negating suffix; may indicate question or invitation with rising intonation) [colloquialism, auxiliary adjective]

なら

Anlamı
1) eğer, ise, şayet, durumunda, (-dığı) takdirde (Bazen varsayılan koşaç だ ve なり gibi bir edat olarak kullanılır. ) [yardımcı]
2) ise, derseniz, sorarsanız, (bana) gelince (Anlamı なら ile sınırlı.)
3) öyleyse, eğer öyleyse, söylenenler doğruysa, hal böyleyse [konuşma dili, kısaltma, bağlaç]
4) eğer mümkünse, mümkünse, mümkün olursa, koşullar izin verirse (Anlamı ならば ile sınırlı.)

Meaning
1) if, in case, if it is the case that, if it is true that (hypothetical form of the copula だ, from なり and sometimes classed as a particle) [auxiliary]
2) as for, on the topic of (Meaning restricted to なら)
3) if that’s the case, if so, that being the case [colloquialism, abbreviation, conjunction]
4) if possible, if circumstances allow (Meaning restricted to ならば)