Menü Kapat

Anlamı
1) ırmak, nehir (Anlamı かわ ile sınırlı) [isim]
2) … Nehri, (örneğin; Fırat Nehri gibi) (nehir isimleri ile kullanılan son ek) [son ek]

Meaning
1) river, stream (Meaning restricted to かわ) [noun]
2) River, the … river (suffix used with the names of rivers) [suffix]

先生

Anlamı
1) öğretmen, hoca, usta [saygı dili, isim]
2) öğretmenin ismiyle birlikte bir saygı ifadesi gibi [saygı dili, son ek]
3) önceden var olma, insan ruhunun (doğmadan) daha önce de varolması (せんじょう) [arkaik, isim]

Meaning
1) teacher, master, doctor [honorific language, noun]
2) with names of teachers, etc. as an honorific [honorific language, suffix]
3) previous existence (Meaning restricted to せんじょう) [archaism, noun]

Anlamı
1) -li/-lı (doğum/yerleşme yeri, ırk/milliyet bildirir) (örn: Hataylı, Konyalı, Kanadalı, İsrailli vs.) [son ek]
2) -ci/-cı/-cü/-cu (Malzeme, gereç vb. adlarının sonuna eklenerek onları yapan kimseyi belirtir.)
3) kimse, kişi, şahıs, insan (genellikle bileşik kelimelerde)

Meaning
1) -ian (e.g. Italian), -ite (e.g. Tokyoite) (indicates nationality, race, origin, etc.) [suffix]
2) -er (e.g. performer, etc.), person working with … (indicates expertise (in a certain field))
3) man, person, people (usu. in compound words)

Anlamı
1) yer, konum, mevki (Son ek olarak kullanıldığında どころ diye telaffuz edilir.) [isim, son ek]
2) adres
3) mıntıka, bölge, mahalle, civar, yöre, alan, saha
4) (birinin) ev(i)
5) uç, sivri uç, kenar, yan, taraf
6) metin parçası, parça, pasaj
7) (oturacak vb.) yer, oda
8) şey, nesne
9) bunun üzerine, sonuç olarak, sonuç itibarıyla (fiilin düz geçmiş zaman çekiminden sonra) [isim]
10) üzere, üzereyken, eşiğinde, az kalsın (bir fiilin geçmemiş zaman çekiminden sonra)
11) tam yapmışken, henüz tamamlanmışken (fiilin geçmiş zaman çekiminden sonra)

Meaning
1) place, spot, scene, site (also pronounced どころ when a suffix) [noun, suffix]
2) address
3) district, area, locality
4) one’s house
5) point, aspect, side, facet
6) passage (in text), part
7) space, room
8) thing, matter
9) whereupon, as a result (after the plain past form of a verb) [noun]
10) about to, on the verge of (after non-past form of a verb)
11) was just doing, was in the process of doing, have just done, just finished doing (after past form of a verb)

出す

Anlamı
1) çıkarmak, dışarıya çıkarmak [godan fiili, geçişli fiil]
2) çıkarmak, yaymak, göstermek, ortaya/açığa çıkarmak, ortaya koymak
3) (fikir, tez vs.) ileri sürmek, sunmak, takdim/teslim etmek, vermek
4) yayımlamak, bastırmak
5) göndermek, yollamak
6) üretmek, (ses) çıkarmak, meydana getirmek, imal etmek, yapmak
7) (yiyecek) servis yapmak, müşteriye bakmak
8) (bir şey yap) -maya başlamak, (bir şeyi yapmaya) koyulmak (bir fiilin masu kökünden sonra) [godan fiili, son ek]

Meaning
1) to take out, to get out [godan verb, transitive verb]
2) to put out, to reveal, to show
3) to submit (e.g. thesis), to turn in
4) to publish, to make public
5) to send (e.g. letter)
6) to produce a sound), to start (fire)
7) to serve (food)
8) to begin …, to start to …, to burst into … (after the -masu stem of a verb) [godan verb, suffix]

Anlamı
1) -yaş, -yaşında [son ek, sayma birimi]
2) yetenek, kabiliyet, istidat, hüner (Anlamı 才 ile sınırlı)

Meaning
1) -years-old [suffix, counter]
2) ability, gift, talent, aptitude, genius (Meaning restricted to 才)

Anlamı
1) saygı/kibar/mütevazı ön ek (genellikle Çince okunuşlu terimlerden önce) [saygı dili, kibar dil, mütevazı dil, ön ek]
2) saygı son eki (bir kişiyi belirten bir isimden sonra) [saygı dili, son ek]

Meaning
1) honorific/polite/humble prefix (usu. before a term with an on-yomi reading) [honorific language, polite language, humble language, prefix]
2) honorific suffix (after a noun indicating a person) [honorific language, suffix]

掛ける

Anlamı
1) asmak, sarkıtmak (palto, ceket, duvara resim) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) örtmek (battaniye), üzerine almak
3) giymek, takmak
4) yapmak, etmek (telefon)
5) harcamak, sarfetmek (para, zaman), kullanmak
6) serpmek, dökmek (sıvı)
7) açmak (ışığı/radyoyu vb’ni), ayarmak, kurmak, çalıştırmak
8) rahatsız etmek, sıkıntı vermek, sebebiyet vermek
9) çarpmak (aritmetik işlem)
10) emniyete almak, güven(ce) altına almak
11) oturmak
12) bağlamak
13) bahse girmek, bahis tutuşmak
14) (heceleme, anestezi vs. )uygulamak, uygulamaya koymak, yürürlüğe koymak
15) (oyun, festival vs.) düzenlemek, tertiplemek, yönetmek, toplamak
16) duygularını göstermek, duygularını ifade etmek
17) tartışmak, münakaşa etmek, görüşmek, müzakere etmek
18) daha da artırmak
19) yakalamak, avlamak (tuzak)
20) üzerine koymak, üzerine asmak
21) inşa/bina etmek, yapmak, yülseltmek
22) uygulamak, tatbik etmek (sigorta)
23) sözcük oyunu yapmak
24) kısmen yapmak, başlamak ama bitirmemek, üzere olmak (fiilin masu kökünden sonra) [son ek, ichidan fiili]
25) adres yazmak, tarif etmek (fiilin masu kökünden sonra. Birine adres tarif ederken kullanılır.)

Meaning
1) to hang up (e.g. a coat, a picture on the wall), to let hang, to suspend (from), to hoist (e.g. sail), to raise (e.g. flag) [ichidan verb, transitive verb]
2) to put on (e.g. a blanket), to put on top of, to cover, to lay, to spread
3) to put on (glasses, etc.), to wear (a necklace, etc.)
4) to make (a call)
5) to spend (time, money), to expend, to use
6) to pour (liquid) onto, to sprinkle (powder or spices) onto, to splash, to throw (e.g. water) onto
7) to turn on (an engine, radio, etc.), to set (a dial, an alarm clock, etc.), to put on (a DVD, a song, etc.)
8) to cause (somebody inconvenience, trouble, etc.), to burden (someone), to impose
9) to multiply (arithmetic operation)
10) to secure (e.g. lock)
11) to take a seat, to sit, to rest (something on something else), to support (something on something else)
12) to bind
13) to wager, to bet, to risk, to stake, to gamble
14) to put an effect (spell, anaesthetic, etc.) on
15) to hold (a play, festival, etc.)
16) to hold an emotion for (pity, hope, etc.)
17) to argue (in court), to deliberate (in a meeting), to present (e.g. idea to a conference, etc.)
18) to increase further
19) to catch (in a trap, etc.)
20) to set atop
21) to erect (a makeshift building)
22) to apply (insurance)
23) to pun (on a word), to use (a word) as a pivot word, to play on words
24) to be partway doing …, to begin (but not complete) …, to be about to …  (after -masu stem of verb) [suffix, ichidan verb]
25) to address (someone), to direct (something, to someone), to do (something, to someone) (after -masu stem of verb; indicates (verb) is being directed to someone)