Menü Kapat

Anlamı
1) -yaş, -yaşında [son ek, sayma birimi]
2) yetenek, kabiliyet, istidat, hüner (Anlamı 才 ile sınırlı)

Meaning
1) -years-old [suffix, counter]
2) ability, gift, talent, aptitude, genius (Meaning restricted to 才)

Anlamı
1) saygı/kibar/mütevazı ön ek (genellikle Çince okunuşlu terimlerden önce) [saygı dili, kibar dil, mütevazı dil, ön ek]
2) saygı son eki (bir kişiyi belirten bir isimden sonra) [saygı dili, son ek]

Meaning
1) honorific/polite/humble prefix (usu. before a term with an on-yomi reading) [honorific language, polite language, humble language, prefix]
2) honorific suffix (after a noun indicating a person) [honorific language, suffix]

掛ける

Anlamı
1) asmak, sarkıtmak (palto, ceket, duvara resim) [ichidan fiili, geçişli fiil]
2) örtmek (battaniye), üzerine almak
3) giymek, takmak
4) yapmak, etmek (telefon)
5) harcamak, sarfetmek (para, zaman), kullanmak
6) serpmek, dökmek (sıvı)
7) açmak (ışığı/radyoyu vb’ni), ayarmak, kurmak, çalıştırmak
8) rahatsız etmek, sıkıntı vermek, sebebiyet vermek
9) çarpmak (aritmetik işlem)
10) emniyete almak, güven(ce) altına almak
11) oturmak
12) bağlamak
13) bahse girmek, bahis tutuşmak
14) (heceleme, anestezi vs. )uygulamak, uygulamaya koymak, yürürlüğe koymak
15) (oyun, festival vs.) düzenlemek, tertiplemek, yönetmek, toplamak
16) duygularını göstermek, duygularını ifade etmek
17) tartışmak, münakaşa etmek, görüşmek, müzakere etmek
18) daha da artırmak
19) yakalamak, avlamak (tuzak)
20) üzerine koymak, üzerine asmak
21) inşa/bina etmek, yapmak, yülseltmek
22) uygulamak, tatbik etmek (sigorta)
23) sözcük oyunu yapmak
24) kısmen yapmak, başlamak ama bitirmemek, üzere olmak (fiilin masu kökünden sonra) [son ek, ichidan fiili]
25) adres yazmak, tarif etmek (fiilin masu kökünden sonra. Birine adres tarif ederken kullanılır.)

Meaning
1) to hang up (e.g. a coat, a picture on the wall), to let hang, to suspend (from), to hoist (e.g. sail), to raise (e.g. flag) [ichidan verb, transitive verb]
2) to put on (e.g. a blanket), to put on top of, to cover, to lay, to spread
3) to put on (glasses, etc.), to wear (a necklace, etc.)
4) to make (a call)
5) to spend (time, money), to expend, to use
6) to pour (liquid) onto, to sprinkle (powder or spices) onto, to splash, to throw (e.g. water) onto
7) to turn on (an engine, radio, etc.), to set (a dial, an alarm clock, etc.), to put on (a DVD, a song, etc.)
8) to cause (somebody inconvenience, trouble, etc.), to burden (someone), to impose
9) to multiply (arithmetic operation)
10) to secure (e.g. lock)
11) to take a seat, to sit, to rest (something on something else), to support (something on something else)
12) to bind
13) to wager, to bet, to risk, to stake, to gamble
14) to put an effect (spell, anaesthetic, etc.) on
15) to hold (a play, festival, etc.)
16) to hold an emotion for (pity, hope, etc.)
17) to argue (in court), to deliberate (in a meeting), to present (e.g. idea to a conference, etc.)
18) to increase further
19) to catch (in a trap, etc.)
20) to set atop
21) to erect (a makeshift building)
22) to apply (insurance)
23) to pun (on a word), to use (a word) as a pivot word, to play on words
24) to be partway doing …, to begin (but not complete) …, to be about to …  (after -masu stem of verb) [suffix, ichidan verb]
25) to address (someone), to direct (something, to someone), to do (something, to someone) (after -masu stem of verb; indicates (verb) is being directed to someone)

くらい

Anlamı
1) aşağı yukarı, yaklaşık olarak [son ek, edat]
2) halinde, nispette, bununla ilgili olarak, -dığı ölçüde, bu kadarı yeter, denli, hiç olmazsa, bari
3) kadar, benzer

Meaning
1) approximately, about, around, or so [suffix, particle]
2) to (about) the extent that, (almost) enough that, so … that …, at least
3) as … as …, like

Anlamı
1) bir, 1 (ワン, 1 diye okunabilir. 壱, 弌 ve 壹 yasal dökümanlarda kullanılır.) [sayısal, ön ek]
2) en …, en iyi, en hoş, en uygun, en iyisi (‘no’ edatı alabilir.) [son ek]
3) ilk, birinci (‘no’ edatı alabilir.)
4) başlangıç, başlama [isim]
5) as, birli (oyun kartı)
6) alt tel (telli çalgılarda)

Meaning
1) one ( 1 can also be read ワン. 壱, 弌 and 壹 are used in legal documents) [numeric, prefix]
2) best (May take the particle ‘no’) [suffix]
3) first, foremost (May take the particle ‘no’)
4) beginning, start [noun]
5) ace (playing card)
6) bottom string (on a shamisen, etc.)

侍り

Anlamı
1) hizmet etmek, bakmak [arkaik, düzensiz ru fiili, geçişsiz fiil]
2) var olmak, mevcut olmak, olmak [arkaik, kibar dil, mütevazı dil]
3) alçakgönüllülükle yapmak [arkaik, kibar dil, mütavazı dil, son ek, düzensiz ru fiili]

Meaning
1) to wait upon, to serve [archaism, irregular ru verb, intransitive verb]
2) to be [archaism, polite language, humble language]
3) to humbly do … [archaism, polite language, humble language, suffix, irregular ru verb]

為る

Anlamı
1) yapmak, etmek, yerine getirmek [suru fiili]
2) olmak 
3) işlevi görmek, başkasının vazifesini yapmak, sıfatıyla hareket etmek, gibi davranmak
4) giymek, takmak (kıyafet, yüz ifadesi vs.)
5) olduğu gibi değerlendirmek, olduğu gibi düşünmek, olduğu gibi görmek (〜にする,〜とする gibi)
6) seçmek (〜にする gibi)
7) duymak, hissetmek (ses, koku) (〜がする) [suru fiili, geçişsiz fiil]
8) (durum, şart) olmak
9) kıymeti/değeri olmak
10) (zaman) geçmek, akmak
11) (işe/memuriyete) atamak, tayin etmek [suru fiili, geçişli fil]
12) (bir şeyi) (başka bir şeye) dönüştürmek (AをBにする)
13) istifade etmek, kullanmak ( AをBにする )
14) hissetmek (AをBにする)
15) fiile çevirme son eki (Sitede “suru fiili alan” diye belirttiğimiz kelimelerle beraber bu anlam sağlanmaktadır.) [son ek, suru fiili]
16) mütevazı fiil oluşturmak için kullanılır. (‘o’ veya ‘go’ ön ekleriyle birlikte bir isimden sonra) [yardımcı fiil, suru fiili]
17) henüz başlamak, yeni başlamak (〜うとする,〜ようとする)

Meaning
1) to do, to carry out, to perform [suru verb]
2) to cause to become, to make (into), to turn (into)
3) to serve as, to act as, to work as
4) to wear (clothes, a facial expression, etc.)
5) to judge as being, to view as being, to think of as, to treat as, to use as (as 〜にする,〜とする)
6) to decide on, to choose (as 〜にする)
7) to be sensed (of a smell, noise, etc.) (as 〜がする) [suru verb, intransitive verb]
8) to be (in a state, condition, etc.)
9) to be worth, to cost
10) to pass (of time), to elapse
11) to place, or raise, person A to a post or status B [suru verb, transitive verb]
12) to transform A to B, to make A into B, to exchange A for B (as AをBにする)
13) to make use of A for B, to view A as B, to handle A as if it were B (as AをBにする)
14) to feel A about B (as AをBにする)
15) verbalizing suffix (applies to nouns noted in this dictionary with the part of speech “taking verb suru”) [suffix, suru verb]
16) creates a humble verb (after a noun prefixed with “o” or “go”) [auxiliary verb, suru verb]
17) to be just about to, to be just starting to, to try to, to attempt to (as 〜うとする,〜ようとする)

遣る

Anlamı
1) yapmak, etmek [konuşma dili, godan fiili, geçişli fiil]
2) göndermek, yollamak
3) koymak, yerleştirmek
4) (bir şey) vermek (eşit veya alt statüdeki birine)
5) süratlenmek, hızlanmak
6) işletmek (dükkan)
7) yemek, içmek
8) düzenlemek, gösteri yapmak, (oyunu) sergilemek
9) içini rahatlatmak
10) incitmek, zarar vermek, kötülük etmek [konuşma dili]
11) cinsel ilişkiye girmek, uçkur çözmek [argo]
12) yaşamak, ömür sürmek [godan fiili, geçişsiz fiil]
13) tamamen yapmak, tamamlamak (fiilin masu kökünden sonra sık sık olumsuz çekimde kullanılır.) [son ek, godan fiili]
14) enine boyuna … yapmak (fiilin masu kökünden sonra)
15) (biri) için yapmak (eşit veya aşağı statüdeki biri için) (fiiin te çekiminden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]
16) etkin bir şekilde çabalamak (fiilin te çekiminden sonra)

Meaning
1) to do, to undertake, to perform, to play (a game), to study [colloquialism, godan verb, transitive verb]
2) to send, to dispatch, to despatch
3) to put, to move, to turn (one’s head, glance, etc.)
4) to give (esp. to someone of equal or lower status), to let have, to present, to bestow, to confer
5) to make go faster
6) to run (a business), to keep, to be engaged in, to practice (law, medicine, etc.), to practise
7) to have (food, drink, etc.), to eat, to drink, to smoke
8) to hold (a performance), to perform, to show
9) to ease (one’s mind)
10) to harm, to injure, to kill [colloquialism]
11) to have sex with [slang]
12) to live, to get by, to get along [godan verb, intransitive verb]
13) to do … completely (after the -masu stem of a verb, often in the negative) [suffix, godan verb]
14) to do … broadly, to do … to a great distance (after -masu stem of verb)
15) to do … for (someone of equal or lower status), to do … to (sometimes with negative nuance) (after the -te form of a verb) [auxiliary verb, godan verb]
16) to make active efforts to … (after the -te form of a verb)

たい

Anlamı
1) -mak istemek, bir şeyi yapmak istemek (Fiil kökünden sonra) [yardımcı sıfat]
2) Vurguyu göstermek için cümle sonunda kullanılır. [Kyushu ağzı, edat]
3) çok, pek, fazla (Bir isim veya fiil kökünden sonra) [son ek, i-sıfatı]

Meaning
1) want to … do something, would like to … ( after the -masu stem of a verb) [auxiliary adjective]
2) indicates emphasis (at sentence-end) [Kyuushuu-ben, particle]
3) very … (after a noun or the -masu stem of a verb) [suffix, i-adjective]