Menü Kapat

話す

Anlamı
1) konuşmak, görüşmek, sohbet etmek [godan fiili, geçişli fiil]
2) söylemek, demek, anlatmak, açıklamak, izah etmek
3) (bir lisan) konuşmak, dil bilmek

Meaning
1) to talk, to speak, to converse, to chat [godan verb, transitive verb]
2) to tell, to explain, to narrate, to mention, to describe, to discuss
3) to speak (a language)

無くす

Anlamı
1) kaybetmek, yitirmek [godan fiili, geçişli fiil]
2) yok etmek, ortadan kaldırmak, bertaraf etmek

Meaning
1) to lose (something), to mislay [godan verb, transitive verb]
2) to get rid of, to eliminate, to remove

返す

Anlamı
1) geri vermek, iade etmek (özellikle 返す) [godan fiili, geçişli fiil]
2) çevirmek, devirmek, altüst etmek
3) geri ödemek, misilleme yapmak, karşılık vermek (özellikle 返す)
4) cevap vermek, yanıtlamak
5) yap … geri al (yapıp eski haline döndürmek) (fiilin -masu kökünden sonra) [yardımcı fiil, godan fiili]
6) tekrar tekrar yapmak (fiilin -masu kökünden sonra) 

Meaning
1) to return (something), to restore, to put back (esp. 返す) [godan verb, transitive verb]
2) to turn over, to turn upside down, to overturn
3) to pay back, to retaliate, to reciprocate (esp. 返す)
4) to respond (with), to retort, to reply, to say back
5) to do … back (e.g. speak back, throw back) (after the -masu stem of a verb) [auxiliary verb, godan fiili]
6) to do again, to do repeatedly (after the -masu stem of a verb)

渡す

Anlamı
1)karşıya geçmek [godan fiili, geçişli fiil]
2) uzanmak (halat, köprü vs.)
3) vermek, devretmek, teslim etmek

Meaning
1) to ferry across (e.g. a river), to carry across, to traverse [godan verb, transitive verb]
2) to lay across, to build across
3) to hand over, to hand in, to pass, to give, to transfer

出す

Anlamı
1) çıkarmak, dışarıya çıkarmak [godan fiili, geçişli fiil]
2) çıkarmak, yaymak, göstermek, ortaya/açığa çıkarmak, ortaya koymak
3) (fikir, tez vs.) ileri sürmek, sunmak, takdim/teslim etmek, vermek
4) yayımlamak, bastırmak
5) göndermek, yollamak
6) üretmek, (ses) çıkarmak, meydana getirmek, imal etmek, yapmak
7) (yiyecek) servis yapmak, müşteriye bakmak
8) (bir şey yap) -maya başlamak, (bir şeyi yapmaya) koyulmak (bir fiilin masu kökünden sonra) [godan fiili, son ek]

Meaning
1) to take out, to get out [godan verb, transitive verb]
2) to put out, to reveal, to show
3) to submit (e.g. thesis), to turn in
4) to publish, to make public
5) to send (e.g. letter)
6) to produce a sound), to start (fire)
7) to serve (food)
8) to begin …, to start to …, to burst into … (after the -masu stem of a verb) [godan verb, suffix]

差す

Anlamı
1) parlamak, ışık saçmak [godan fiili, geçişsiz fiil]
2) görünür olmak, görünmek
3) hafifçe havaya yayılmak
4) yukarı çıkmak, yükselmek (su seviyesi)
5) hissetmek, başına gelmek
6) kaldırmak (yukarı/şemsiye) [godan fiili, geçişli fiil]
7) (dansta) elini uzatmak, (dansa) kaldırmak
8) koymak, yerleştirmek
9) kuşakla bağlamak, kuşağına bağlamak, kemerle bağlamak
10) rakibin koltuk altına el sokmak [sumo terimi]
11) direk/sırık dikmek, sırıkla desteklemek
12) dökmek, akıtmak, eklemek (sıvı)
13) (merhem, ruj vs.) sürmek, (boya) vurmak, boyamak
14) yakmak, tutuşturmak (ateş)
15) kapamak, kapalı tutmak, kilitlemek, bağlamak
16) (bir şeyi yapmaktan) vazgeçmek, -i bırakmak, ortasında ayrılmak

Meaning
1) to shine [godan verb, intransitive verb]
2) to be visible
3) to be tinged with
4) to rise (of water levels), to flow in
5) to be felt (i.e. as an emotion), to come over one
6) to hold up (an umbrella, etc.), to put up, to raise [godan verb, transitive verb]
7) to extend one’s arm straight ahead (in dance)
8) to insert, to put in
9) to wear (a sword) in one’s belt, to wear at one’s side, to carry under one’s arm
10) to insert one’s arm under an opponent’s arm [sumo term]
11) to pole (a boat)
12) to pour, to add (liquid), to serve (drinks)
13) to put on (lipstick, etc.), to apply, to colour, to dye
14) to light (a fire), to burn
15) to shut, to close, to lock, to fasten
16) to stop in the midst of, to leave undone (after the -masu stem of a verb)

押す

Anlamı
1) itmek, dürtmek, basmak (Anlamı 押す ile sınırlı) [godan fiili, geçişli fiil]
2) baskı yapmak, aşağı bastırmak, çökmek, basmak (Anlamı 押す , 圧す ile sınırlı)
3) damga vurmak, damgalamak, mühür basmak (Anlamı 押す , 捺す ile sınırlı)
4) takmak, yapıştırmak (altın yaprak) (Anlamı 押す ile sınırlı)
5) (birini veya bir şeyi) sıkıştırmak, baskı yapmak, zorlamak, mecbur etmek (Anlamı 押す ile sınırlı)
6) baskı altında tutmak, bastırmak, istila etmek, yenmek, boyun eğdirmek (Anlamı 押す ,  圧す ile sınırlı)
7) yürütmek, sevketmek, (bir sonuca) ulaştırmak (Anlamı 押す ile sınırlı)
8) -e rağmen/karşın yapmak, olmasına rağmen yapmak (Anlamı 押す ile sınırlı)
9) emin olmak, garantilemek, sağlama almak (Anlamı 押す ile sınırlı)
10) zamanı dar olmak, zamanı daralmak, işi acele olmak, vakti olmamak (Anlamı 押す ile sınırlı)
11) (asker) hücum etmek, saldırmak (Anlamı 押す ile sınırlı)
12) bütün bir yüzeye baştan sona yayılmak/dağılmak (Anlamı 押す ile sınırlı)

Meaning
1) to push, to press (Meaning restricted to 押す) [godan verb, transitive verb]
2) to apply pressure from above, to press down (Meaning restricted to 押す , 圧す)
3) to stamp (i.e. a passport), to apply a seal (Meaning restricted to 押す , 捺す)
4) to affix (e.g. gold leaf) (Meaning restricted to 押す)
5) to press (someone for something), to urge, to compel, to influence (Meaning restricted to 押す)
6) to overwhelm, to overpower, to repress (Meaning restricted to 押す ,  圧す)
7) to push (events along), to advance (a plan) (Meaning restricted to 押す)
8) to do in spite of …, to do even though …, to force (Meaning restricted to 押す)
9) to make sure (Meaning restricted to 押す)
10) to be pressed for time (Meaning restricted to 押す)
11) to advance troops, to attack (Meaning restricted to 押す)
12) (of light) to be diffused across an entire surface (Meaning restricted to 押す)