Menü Kapat

随分 | çok | very | ずいぶん |

Anlamı
1) çok, aşırı derecede, şaşırtıcı bir şekilde, önemli ölçüde, müthiş bir şekilde, korkunç bir şekilde [zarf, zarf (to edatı alan)]
2) berbat, çok kötü, iğrenç, rezil, ayıp [na-sıfatı]
3) dikkate değer, şayanı dikkat, olağanüstü, harikulâde [na-sıfatı]

Meaning
1) very, extremely, surprisingly, considerably, awfully, terribly [adverb, adverb taking the ‘to’ particle]
2) terrible, horrid, contemptible, reprehensible [na-adjective]
3) remarkable, extraordinary [na-adjective]

心配 | kaygı, tasa | worry, concern | しんぱい |

Anlamı
1) kaygı, tasa, merak, endişe korku [isim, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil, na-sıfatı]
2) bakım, yardım, katkı [isim, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]

Meaning
1) worry, concern, anxiety, uneasiness, fear [noun, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil, na-adjective]
2) care, help, aid, assistance [noun, noun or participle which takes the aux. verb suru]

寝坊 | fazla uyuma | oversleeping | ねぼう |

Anlamı
1) (sabah) geç saatlere kadar uyuma, fazla uyuma (‘no’ edatı alabilir) [isim, na-sıfatı, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]
2) uykucu, uykucu kimse, tembel kimse [isim]

Meaning
1) sleeping in late, oversleeping (May take the particle ‘no’) [noun, na-adjective, noun or participle which takes the aux. verb suru]
2) late riser, sleepyhead [noun]

十分 | yeterli, kâfi | enough | じゅうぶん |

Anlamı
1) yeterli, kâfi, tatmin edici, pek çok [na-sıfatı]
2) yeteri kadar, yeterince, iyice, layıkıyla, adamakıllı, kusursuzca [zarf]
3) on parçaya ayırma (Anlamı 十分 ile sınırlı) [isim, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]

Meaning
1) enough, sufficient, plenty, adequate, satisfactory [na-adjective]
2) sufficiently, fully, thoroughly, well, perfectly [adverb]
3) division into ten (Meaning restricted to 十分) [noun, noun or participle which takes the aux. verb suru]

邪魔 | engel, mâni | hindrance | じゃま |

Anlamı
1) engel, mâni, dert, bela, karışıklık, kesinti, müdahale [isim, na-sıfatı, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]
2) (birinin evi) ziyaret etmek (お〜 gibi) [‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]
3) Budist eğitimini engelleyen iblis, sezgisel varlıkların ahlaki davranışlar devam ettirmesini engelleyen iblis (orijinal anlamı) [Budizm, isim]

Meaning
1) hindrance, obstacle, nuisance, disturbance, interruption, interference [noun, na-adjective, noun or participle which takes the aux. verb suru]
2) to visit (someone’s home) (as お〜) [noun or participle which takes the aux. verb suru]
3) demon who hinders Buddhist training, demon who obstructs sentient beings from maintaining moral behaviour (orig. meaning) [Buddhism, noun]

失礼 | nezaketsizlik | discourtesy | しつれい |

Anlamı
1) nezaketsizlik, kabalık, saygısızlık, terbiyesizlik [isim, ‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil, na-sıfatı]
2) izninizle, hoşça kal [ifade]
3) (bir yerden) ayrılmak, çıkmak [‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]
4) kabalık etmek, terbiyesini bozmak [‘suru’ yardımcı fiilini alan isim veya sıfat-fiil]

Meaning
1) discourtesy, impoliteness [noun, noun or participle which takes the aux. verb suru, na-adjective]
2) excuse me, goodbye [expression]
3) to leave [noun or participle which takes the aux. verb suru]
4) to be rude [noun or participle which takes the aux. verb suru]